İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nusret Gökçe Başarı Hikayesi

Hayata bir maden işçisinin oğlu olarak gözlerini açan Nusret Gökçe’nin hayatında maddi imkansızlıklar her daim gün yüzündeydi. Bu nedenle ortaokulu bile bırakmak zorunda kalan Nusret, erken yaşta iş hayatına atılmak zorunda kaldı. Babasının işi sebebiyle ise onunla en iyi ihtimalle ayda 1 görüşebilme şansı yakalayabiliyordu.

Tüm bu sebeplerden ötürü meslek hayatına erken atılan Nusret, Bostancı kasaplar çarşısında kasap çırağı olarak çalışmaya başlayarak, başarı öyküsünün ilk adımlarını attı. Burada aynı anda 10 ustayla çalışarak henüz bunu bilmese de, günümüzde kullanarak zirveye ulaşabileceği bilgilerin temellerini atmakla kalmayıp, yorulmak nedir bilmeden çalışan Nusret, bu süreçte iyice uzmanlaşarak başarıya giden yolda emin adımlarla ilerlemeye devam etti.

Kendisine sorulduğunda en önemli şeyin sevdiğimiz bir işi yapmak olduğunu savunan Nusret’in bu denli büyümesinin nedenlerinin başlıca etkenlerinden biri ise onun da bu işi gerçekten severek yapıyor olmasıydı. Çalıştığı her yerden işin püf noktalarını kaparak, en iyi ve en pratik bilgileri öğrenmeye baktı. Kasaplığın yanı sıra restoran işleyişi konusunda gerekli bilgileri ise 2007’de İstinye Park Günaydın Restoran’da edindi. Bunu takip eden 2008-2009 yıllarında ise başka ülkelerdeki işleyişi de öğrenmek adına maddi imkânsızlıkları aldırmayarak yurt dışına çıktı. Bu amaç dahilinde kasap restoranlarında, çiftliklerde gerekli incelemeleri yaptıktan sonra Türkiye’ye geri döndü. Maaşlı işine devam ederek tüm bu öğrendiklerini pratiğe döktü ve kendini olabildiğince geliştirdi. Ardından bunları sergilemeye koyuldu. ‘Lokum’u ilk olarak yapan kendisi oldu. Sadece bununla da kalmadı Ceviz ve Kafes de ilk olarak Nusret sayesinde tadıldı.

Bir takım başarılar elde etmişti evet ama istekleri doğrultusunda bunlar yeterli değildi. Vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Arjantin sonrasında çıkmış olduğu birkaç gazete ve dergiyi görevliye okutarak az bir süreç olmak kaydıyla vize almayı başarabildi.

Tüm bunlardan sonra bin bir zorluklarla alabildiği 3 aylık vize ile Amerika’ya gitme kararı aldı. Ve orada hazırlamış olduğu mönü New York Times’da yayınlandı. Bu sefer Türkiye’ye döndüğünde işi yoktu fakat planları da bu yönde değildi zaten. Bu sefer çok daha büyük planları vardı. Kendi restoranını açmak gibi…

Maddi bir birikimi söz konusu değildi ama bu yöndeki yeteneği ve fikirleri tartışılmaz çok iyiydi. Bu nedenle eski bir dostu olan Mithat Erdem ile ortak oldular. Mithat Erdem maddi desteğini, Nusret ise emeğini ortaya koydu. Böylece serüven bu şekilde başlamış oldu. İsminin ne koyulacağını sorulduğunda ise o zaten çoktan karar vermişti. Bir kağıda et kısmını ayırarak Nusret yazarak, Nusr-Et markasını yaratmış oldu.

Yalnızca 6 ay sonra yapılan tüm yatırımı çıkarmıştı. Kendi payına düşeni de ödemişti. Başarma hissini tanımlaması istendiğinde ise Nusret, ilk günlerde her akşam dükkanının önüne geçip adının yazdığı tabelaya baktığından bahsediyor. Her akşam adının yazdığı tabelaya bakarak, dua edip, şükrettiğinden ve hala da şükrettiğinden…

Hayat öyle bir şeydir ki, mucizelerine akıl sır ermez. Tüm bunlardan sonra, 6. sınıfta bırakmış olduğu ortaokulun adını taşıyan adam ile ortak olup, Doğuş grubunun bir parçası olması da bu mucizelerden sadece biri. Ama bu hikayenin mucizeden daha çok bir emek, bir başarı hikayesi olduğunu söylemek daha doğru sanırım. Sadece bir kasap çırağıyken, kendine olan inancı ve zekası sayesinde Türkiye’nin en ünlü steakhouse zincirinin sahibi olmakla kalmayıp, ayını zamanda bir fenomen olmanın hikayesi de, ülkemizin gurur kaynağı olan Nusret Gökçe’nin başarı hikayesinin içinde yer alıyor.

 

0Paylaşım

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    0Paylaşım